Bu harmanın bende bir adı var – Blended Guidance!
F. Müjde Çetin · 8 Eylül 2026
Dün seansıma gelen Genel Müdür Yardımcısı şunu sordu: “Şu kişiyle yolları ayırmalı mıyım?”
Benden gelecek cevap, taşıdığım şapkaya göre değişecekti. Çünkü;
İyi koç soru sorar: “Sen ne yapmak istiyorsun? Ayırırsan ne olur, ayırmazsan ne olur?”
İyi mentor deneyim anlatır: “Ben yıllar önce benzer bir durumda kalmıştım. Şunu yaptım, şurada yanıldım, şunlar ise iyi gitti.”
İyi danışman formülü söyler: “Üç seçeneğiniz var. Riskleri şunlar. Ben birinciyi öneririm, sebebi de şu.”
Üçü de doğrudur aslında, üstelik çoğu zaman üçü birden gereklidir.
Farkın nerede olduğu
Saniyeler içinde zihnimden şunlar geçti: bu üç işi ayıran şey bence kimin uzman olduğu, kimin konuştuğu ve sorumluluğun kimde kaldığıdır. Koçlukta uzmanlık süreçtedir, konuda değil. Koç, danışanın kendi cevabını bulmasına alan açar. Cevap zaten oradadır, koç onu görünür kılar. Sorumluluk baştan sona danışandadır.
Mentorlukta uzmanlık konudadır. Mentorun heybesinde yaşanmışlıkları vardır ve bunları aktarır. “Ben şöyle yapmıştım” cümlesi mentorluğun kalbidir. Sorumluluk yine karşıdakindedir, ama artık elinde bir pusula vardır.
Danışmanlıkta ise uzman konuşur. Seçenekleri kurar, riskleri hesaplar, öneriyi söyler. Ve öneriyi söylediği anda sorumluluğun bir kısmını da üstlenir.
Koç sorulara, mentor deneyimlere, danışman da analiz ve çözümlere odaklanır. Üçünün ortak derdi, danışanın daha iyi yol almasını sağlamaktır.
Usta dansçı müziği ilk duyduğunda
Usta bir dansçı, bir müziği ilk duyduğu sizce ne yapar? Bence zihninde dans etmeye başlar. Aslında henüz pist boştur, yine de o çoktan figürleri imgelemeye başlamıştır. Müzik ona adeta ne yapacağını söyler, bedeni de bu çağrıya yanıt verir, eşlik eder. Bir danışanla ilk karşılaştığımda bana da tam böyle oluyor 😊 Daha ilk konuşmada onun macerasının içinde merakla yürümeye başlıyorum. Bir nevi keşfe çıkıyorum. Elimizdeki bulguları görüyorum, kilitleri görüyorum ve çoğu zaman anahtarların nerede durduğunu da… O anda “şimdi koçluk mu yapsam, mentorluk mu” diye düşünmüyorum. Tıpkı dansçının figür seçmeye gerek duymadığı gibi… Lakin peşinen belirtmek isterim, dansçının doğaçlayabilmesi tekniği kemiklerine kadar bilmesinden gelir. Bilmeyen doğaçlayamaz, savrulur.
Dansçı figürü seçme kaygısına düşmez, müzik zaten ona söyler. Masada da yöntemi aslında ben seçmiyorum, danışanın meselesi bana fısıldıyor…
Neden kendimi danışman diye tanımlıyorum
Bir lider seansa bir sorunla girer. Genellikle ilk yarım saat “nokta atışı sorulara” ihtiyacı vardır, bu arada kendi düşüncelerini ve duygularını da dillendirip yüksek sesle duyma fırsatını bulur. Sonra bir yere takılır ve orada benim yaşanmışlığıma ihtiyaç duyar. Konuşmanın sonunda ise bazen düpedüz şunu sorar: “Sence ne yapmam lazım?” O anda “ben koçum, öneri veremem” demek ihtiyacı karşılamaz. Kendimi en kapsayıcı yerde, danışman olarak tanımlamamın sebebi bu. Üçünü de yapıyorum, çoğu zaman aynı görüşmenin içinde. Danışmanlık mentorluğu kapsar, mentorluk da koçluğu!
Duvarları ince tutmak
Yıllar içinde şunu fark ettim, bu üç işi sırayla değil iç içe yapmak en verimlisi. Aynı görüşmenin içinde soru da sorarım, deneyimimi de anlatırım, analiz eder önerimi de söylerim. Aralarındaki duvarlar benim için geçirgen. Buna BLENDED GUIDANCE adını verdim. Yöneticilerle, liderlerle, veliahtlarla ve yönetim kurulu üyeleriyle yürüttüğüm programın adı da bu! Her yeni maceraya metodu anlatarak başlarım. Daha ilk görüşmede karşımdakine koçluğun, mentorluğun ve danışmanlığın ne olduğunu, hangisinde sorumluluğun kimde kaldığını anlatırım. Sonra da bu üçünü birlikte yürüyeceğimiz yolda nasıl harmanlayacağımı.
Peki teknik tarafta elimizde neler var?
Koçluğun bir sohbet olmadığını gösteren şey, arkasındaki tekniktir. En çok kullanılan beş model şöyle:
Bu modeller birer senaryo değildir. Konuşmayı yönetmezler, kaybolmamayı sağlarlar. İyi bir koç modeli görünmez kılar; danışan sohbet ettiğini sanır, oysa yapı sessizce arka planda çalışır.
Mentorluğun da tekniği var
Mentorluk “anlatmak” sanılır. Oysa asıl iş, hangi hikâyeyi anlatmayacağına karar vermektir. Kendi deneyimini aktarırken iki tuzak var; ilki hikâyenin merkezine fark etmeden kendimi koymak. İkincisi ise, benim çözümümün onun için de kusursuz çalışacağını varsaymak. İyi mentor, deneyimini bir reçete olarak değil bir seçenek olarak masaya bırakır. Sonra danışanı dinler.
Son söz
Rakamlar konuşur. Size, dikkatimi çeken birkaç veriden bahsetmek istiyorum.
Araştırmanın “kararın alınma biçimi” diye ölçtüğü şeye bir bakın: masada hâlâ neyin belirsiz olduğu konuşulmuş mu, yöneticinin görüşüne karşı çıkan bir bakış odaya girebilmiş mi, kararı başka yerden gören insanlar söz alabilmiş mi? Bunlar bir tablonun satırları değil, bir masanın hâlleri. Ben işimi bu gözle görüyorum. Soruyu sorarım ki belirsizlik dile gelsin, deneyimimi anlatırım ki yalnız hissetmesin, önerimi söylerim ki karşımdaki örnek bir çözüm duysun. Hangisinin adının koçluk, hangisinin danışmanlık olduğu benim meselem; onun meselesi masadan nasıl kalktığı.
Müzik biter, pist boşalır. Geriye danışanın “kendi en iyi versiyonuna” yaklaşmış olması kalır…
Kaynaklar
- 1.048 karar araştırması: Dan Lovallo ve Olivier Sibony, “The case for behavioral strategy”, McKinsey Quarterly, 2010.
- Eğitim ile koçluk karşılaştırması: Olivero, Bane & Kopelman, “Executive Coaching as a Transfer of Training Tool”, Public Personnel Management 26(4), 1997.