F. Müjde Çetin

Müjde’nin Kaleminden

Cümleyi unutur, duyguyu hatırlar

F. Müjde Çetin · 1 Eylül 2026

Evde bir kapı kapandığında, kapanış sesinden evin o anki ruhunu çözersiniz. Mesela kapının ardında 16 yaşındaki oğlumuz vardır. Öncesinde şöyle bir cümle geçmiştir, genelde kısa, genelde “hayır”, genelde bizim “haklı” olduğuna inandığımız türden. Kapının kapanışını sevimsiz bir sessizlik takip eder...

Masaya oturmak zorunda değilsiniz

Müzakere masalarında yıllardır şunu görüyorum, taraflardan biri diğerine ihtiyaç duymuyorsa “müzakere” yerine, “dayatma” olur. Evde de durum tam olarak bu! Parayı ebeveyn verir, izni de. Benzer şekilde tüm anahtarlar, tüm şifreler ebeveyndedir. Bir ebeveynle ergen evladıyla girdiği tüm tartışmaları tek bir cümleyle bitirebilir: her karar, o kararın doğuracağı sonuçları göze almayı ve gerekiyorsa bedel ödemeyi gerektirir, sonuçlarını göze alıyorsan hayatta her şeye karar verebilirsin!

“İstiyorum” bir talep değildir

Müzakeredeki en temel ayrımlardan biri, pozisyon ile ihtiyacın (çıkar-etik ve samimi olanından) birbirinden farklı olmasıdır. Pozisyon, karşınızdakinin size söylediği son talep, yani istek cümlesidir. İhtiyaç ise, onu söyleten kök sebeptir.

“Bu akşam dışarı çıkmak istiyorum” bir pozisyondur. Peki altındaki karşılanmamış ihtiyaç nedir? Belki arkadaşlarının arasındaki yeri sarsılıyor. Belki tek başına karar verebildiğini kendine ispatlamak istiyor. Belki de sadece canı sıkkın ve evde kimse konuşmuyor onunla. Bu üçü çok farklı ihtiyaçlardır ve dolayısıyla üçünün de çözümü farklıdır. Lakin siz sadece “Bu akşam dışarı çıkmak istiyorum”a cevap verirseniz, üçünü de duymamış olursunuz. Ergenler pozisyonlarını yüksek sesle söyler, ihtiyaçlarını ise kimi zaman kendilerinden bile saklarlar.

Kendi çıkarınızı da söylemeye ne dersiniz?

Her diyalog, her ilişki çift taraflıdır. İlişkiler denge arar. Denge, ilişkilerde çok dengeli, çok lezzetli bir oluştur. Yani her diyalogda, ebeveynin de bir pozisyonu, bir de asıl ihtiyacı vardır. Pozisyon, “Saat 11’de evde olacaksın.” İhtiyaç (çıkar), “Sen dışarıdayken ben uyuyamıyorum. Korkuyorum. Gelene kadar seni bekliyorum.” Ebeveyn çoğu zaman bunu söylemenin otoritesini zedelediğini zannedilir. Oysa müzakerede kendi ihtiyacını dürüstçe adlandıran taraf masayı kaybetmez. Aksine, karşısındakine karşıt öneri getirebileceği reel bir zemin vermiş olur, çünkü “saat kaçta gelinsin” tartışılır, ama “uyuyamıyorum” tartışılmaz.

Masa kapanınca ne olur?

Bir müzakere sonuçsuz şekilde askıya alındığında, uzlaşma sağlanamadığında taraflar isteklerinden vaz mı geçerler? Hayır. Tek taraflı hareket etmeye başlarlar.

Evde müzakere çökerse çocuk vazgeçmez. Sadece artık anlatmamayı seçer.

Ergenlik bunun için elverişli bir dönemdir. Hayat artık evin dışında da akmaktadır. Konuşarak alamadığını, söylemeden almanın yolları vardır ve o yolları bulmak hiç zor değildir. Bu yüzden “konuyu kapattım” cümlesi çoğu zaman aldatıcıdır. Konu gayet faaldir ve oradadır, sadece ebeveynin göremeyeceği bir katmana taşınmıştır.

Ya kız olsaydı?

Buraya kadar anlattığım her şey, on altı yaşında bir kız için de geçerlidir. Değişen çocuk değildir. Değişen, müzakere masasının hangi zeminde kurulduğudur. Erkek ergenle müzakere çoğu zaman “ne kadar” üzerinedir. Saat kaça kadar, ne sıklıkla, kaç lira gibi. Kız ergenle ise müzakere bir basamak geriden başlar, “çıkılır mı” sorusundan. Yani erkeğin müzakere ettiği şey miktardır, kızın müzakere ettiği şey hakkın kendisidir. Yani kız çocuğu masaya bir nevi eksi puanla oturur. Aynı davranış için daha az kredi alır, aynı gecikme için daha çok hesap verir. Adil kredi hesabı böyle işlemez, işlememelidir. Limitini hiç kullandırmadığınız birinden geri ödeme bekleyemezsiniz. Burada peşinen belirtmek isterim, ebeveynin korkusu “hayalî” değildir, gayet sahicidir. Bu ülkede bir kız çocuğu için duyulan endişenin gerçek bir karşılığı vardır ve kimse bunu küçümseyemez. Lakin masada korku ile kontrolü birbirinden ayırmak zorundayız. Korku, “sana bir şey olmasından korkuyorum”dur; konuşulabilir, birlikte önlem üretilir. Kontrol ise “başkası ne der”dir ve o, çocuğun güvenliğiyle değil ailenin görüntüsüyle ilgilidir.

Kızınıza koyduğunuz kuralın hangi kök sebepten vücut bulduğunu kendinize sorun.

Cevabı ona söylemeseniz de olur, ama kendinize söyleyin. Ve o cevabın size doğru davranışı “söylemesine” de izin verin.

Ve bir şey daha. Kız çocuğu evde müzakere edemezse, dışarıda da edemeyeceğini öğrenir. Maaşını, sınırını, hayatını, tercihlerini, … Erkek çocuğun evde öğrendiği ise yıllar sonra başka bir yerde karşımıza çıkar, kendi masasında karşısındaki kadını dinlemeyi bilip bilmemesinde.

Son söz

Ergeninizle müzakere ederken aslında iki iş yaparsınız. Birincisi, o akşamki meseleyi çözersiniz.

İkincisi, ve kanımca asıl önemli olanı, ona müzakerenin nasıl bir şey olduğunu gösterirsiniz.

Çünkü insanın oturduğu ilk müzakere masaları hep aile evindedir. Orada öğrendiğini maaş görüşmesine, ortaklık sözleşmesine, evliliğine taşır. Bağırarak mı kazanıyor, susarak mı, acındırarak mı, yoksa karşısındakinin de bir derdi olduğunu kabul ederek mi … Aile evindeki müzakere masaları çok “öğreticidir”. Bu akşam kapının arkasında kalan tartışmanın cevabı “ona ne verdiğiniz” olarak görünebilir. Kısmen de doğrudur.

Asıl iz bırakan onunla nasıl konuştuğunuzdur ve bu konuşmanın onda bıraktığı duygudur.

Yıllar sonra ağzınızdan o gün dökülen cümleleri tam olarak hatırlamayabilir, ama eminim o cümlelerin kendisinde bıraktığı duyguyu hızlıca anımsayacaktır. Belki de bir gün, kendi evindeki müzakere masasında sizin cümlenizi kullandığını duyarsınız. O an, kazandığınız bütün müzakerelerden daha çok kazanırsınız!

Kaynaklar

  • Roger Fisher ve William Ury, “Getting to Yes” — pozisyon ile çıkar ayrımı.

İlgili çalışma

Bireyler

Nasıl çalışıyor?

F. Müjde Çetin
Strateji Danışmanı · Düşünme Ortağı · Çözüm Sanatçısı

Bütün yazılar