F. Müjde Çetin

Müjde'nin Kaleminden

Evde misafir odası var da, ilişkiye niye yok?

F. Müjde Çetin · 25 Ekim 2026

Geçen akşam En İyi Versiyonum’un beşinci parkurundaydık, adı Aşklarım ve Ben. Konuşurken aklıma misafir odası geldi ve aklım oraya mıhlandı.

Ben küçükken çoğu evde bir misafir odası vardı. Evin en derli toplu odasıydı. Her nevi iyi takım oradaydı, koltuklar düzgündü, perdeler hep temiz ve hizalıydı. Bu odanın kapısı çoğu zaman kapalı dururdu. Yılda birkaç kez, misafir geldiğinde açıldı. Hatırladınız mı o odaları?

Evimizin en iyi odasını, en az gördüğümüz insanlara ayırdık yıllarca.

En iyi hâlimizi kime saklıyoruz?

Gün içinde genellikle sabırlıyız. Toplantıda sözlerimizi seçerek kullanıyoruz, karşımızdakini sonuna kadar dinliyoruz, bir iş arkadaşımız geciktiğinde anlayış göstermeye gayret ediyoruz. Misafir geldiğinde keyifsiz de olsak gülümsediğimiz, en güzel tabakları çıkardığımız, lafı uzatsa bile anlayış gösterdiğimiz gibi…

Sonra eve geliyoruz, akşam olduğunda. Sabrımız bitmiş oluyor, nezaketimiz gün boyunca dağıtılmış… Elimizde kalanı, en çok sevdiğimiz insana veriyoruz. Elimizde kalanı hak edip etmediğini hiç merak ediyor muyuz?

Nasılsa anlar

Biliyorum ki bunları kötü niyetle yapmıyoruz. Galiba altında sessiz bir varsayım var: en yakınım beni nasılsa anlar. Nasılsa gitmez. Yorgunluğumu görür, hâlimden anlar, açıklamama gerek kalmaz.

Bu varsayım bir yere kadar doğru. Yakınımızdaki insan gerçekten anlıyor, gerçekten kalıyor. Ama anlamakla özen görmek aynı şey değil.

Yakınlık, özenden muaf tutulma hakkı değildir.

İlişkiler kavgayla değil, ihmalle aşınıyor

Danışanlarımla konuşurken şunu çok görüyorum: ilişkiyi yoran şey çoğu zaman büyük kavgalar olmuyor. Cevapsız kalan “şuna bi baksana tatlım” oluyor. Telefona bakarken verilen “hı hı” oluyor. Veya anlatılmaya başlanıp yarıda bırakılan gün oluyor.

Bunların hiçbiri tek başına mesele değil. Tehlike şu ki, üst üste geldiklerinde aynı evde yaşayan iki kibar yabancı çıkıyor ortaya. Kimse kapıyı çarpmıyor, kimse bağırmıyor. Bir tür toksik uyumlanma ve boşverme.

Gottman’ın yeni evli çiftleri altı yıl boyunca izlediği çalışma bunu sayıya döküyor. Eşlerin gün içinde birbirine attığı küçük ilgi çağrıları var: “şuna bak”, “bunu duydun mu”, “bugün şöyle oldu”. Altı yıl sonra hâlâ evli olan çiftler bu çağrılara zamanın yüzde 86’sında karşılık vermiş. Ayrılan çiftlerde bu oran yüzde 33’te kalmış.

İlişkiyi ayakta tutan şey büyük konuşmalar değil, küçük çağrılara verilen karşılık.

Odanın kapısını açmak

Bunun ilacı büyük jestler değil bence. Küçük ve tekrarlanan şeyler. İster misiniz bu hafta denenecek üç şey bırakayım:

Son söz

Artık çoğu evde misafir odası yok. Oda gitti, alışkanlık kaldı.

Peki yukarıdaki üç şeyi denerseniz ne olur? Seanslarda bunun şöyle gittiğini görüyorum.

İlk akşam kimse bir şey fark etmez. Telefona bakmadan önce bir dakika verirsiniz, karşınızdaki “ne oldu” bile demez. İkinci akşam “bugün nasıldı” diye sorarsınız, kısa bir cevap alırsınız. Üçüncü akşam cevap biraz uzar.

Dördüncü akşam bir şey değişir. Karşınızdaki, anlatmaya başlamadan önce size bakar. Anlattığı şeyin bir yere gittiğini anlamıştır.

İçeride olan şudur: dinlendiğini hisseden insan savunmasını indirir. Sesi yumuşar, cümlesi kısalır, “nasılsa anlamaz” demekten vazgeçer. Eve girerken taşıdığı yük de hafifler, çünkü kapıda onu bir soru beklemektedir.

En iyi hâlimiz, en çok gördüğümüzün önünde dursun 😊

Kaynaklar

  • Gottman’ın yeni evli çiftleri altı yıl boyunca izlediği çalışma — eşlerin küçük ilgi çağrılarına verdiği karşılık; The Gottman Institute’un yayımladığı bulgular.

İlgili çalışma

Bireyler

Nasıl çalışıyor?

F. Müjde Çetin
Strateji Danışmanı · Düşünme Ortağı · Çözüm Sanatçısı

Bütün yazılar