Savruluyoruz, dedim.
F. Müjde Çetin · 18 Eylül 2026
Bir gün yakın bir dostum, sohbetin ortasında şunu söyledi: “Kendimize vakit ayırdığımız, sohbet ettiğimiz ve şu hayatın kaosunda ‘daha iyi olabilmek için’ pratik yöntemler konuştuğumuz bir alanımız olsa ne güzel olurdu.”
“Savruluyoruz” dedim.
Biliyor musunuz, ben savrulmamak için, her gün kendime yaşam amaçlarımı hatırlatacak ritüeller yapıyorum.
Merakın götürdüğü yer
Pandemi sırasında, sırf insan denen varlığın henüz tahsil etmediğim parçalarına olan merakımdan, Aile ve İlişki Danışmanlığı okudum. Üç yıldır bu alanda danışanlarıma hizmet veriyorum. Şimdi Regresyon diplomam için sınav tarihi bekliyorum, EMDR, cinsel terapi ve bağımlılık terapisi derslerimi de tamamlıyorum. Bu başlıkların ortak yanı şu, her biri insanın kendi hikâyesindeki başka bir odanın kapısını aralıyor. Ve ben bu maceraya dahil olmaktan kendimi alamıyorum 😊
En İyi Versiyonum
Geçtiğimiz ilkbaharda EN İYİ VERSİYONUM adlı bir seriye başladım. Tamamen bu sebepten!
Ücretsiz bir programdı. Her parkur iki saat sürdü, akşam saatinde yapıldı.
Üç parkura toplam 122 başvuru oldu!
Neden varsaydım?
LinkedIn’de duyurmadım. Instagram’ı daha uygun buldum. Yani öyle varsaydım!
Şimdi düşünüyorum da, neden varsaydım?
LinkedIn “business” bir yer zannedilir. Oysa o business’ı kuran da taşıyan da, bazen altında yorulan da insanın kendisidir, yani bizler! Oradaki insanların kendi en iyi versiyonlarına ulaşmak için böyle bir topluluğa katılmak istemeyeceklerini bana düşündüren neydi? Üstelik verdiğim tüm eğitimlerde “önyargılarınız sizin prangalarınız” derken, nasıl oldu da varsaydım? Bunu ciddi ciddi ele aldım. Hatta bu şekilde varsaydığım başka neler var diye de meraktayım.
Sırada ne var?
Son söz
Bir dostumun “ne güzel olurdu” cümlesi, 122 kişinin başvurduğu bir alana dönüştü. Demek ki savrulan yalnız ben değilmişim.
Bu akşamların bana öğrettiği şu, insan kendine ayırdığı iki saatte yıllardır ertelediği bir cümleyi kurabiliyor.
Peki bizi savuran ne? Başımıza gelen olaylar olduğu zannedilir. Oysa çoğu zaman bizi savuran, adını koymadığımız duygulardır. Söylenmemiş bir öfke, konuşulmamış bir kırgınlık, yıllardır üstü örtülen bir kaygı, ilerlemenin verdiği bilinmezlik ve onun kökenindeki korku… Görünmezler ama yön verirler. Ve biz rüzgârı görmeden yelkeni ayarlamaya çalışırız.
“Duygularımı yönetmem lazım” cümlesini çok duyarız. Aslında beynimiz “lazım” diye kurduğumuz cümleleri hiç ama hiç planlamaya almaz. İnsan tanımadığı bir şeyi yönetmekte genelde zorlanır. Önce onunla aynı odada oturmak, yüzüne bakmak, adını koymak gerekir. Bu bazen ürkütücüdür, biliyorum. Ertelenen duyguların ise, hiç beklemediğimiz bir anda kapıyı çalma huyları vardır.
Duygularınızla karşılaşmaya hazır mısınız?
24 Eylül akşamı, Parkur 4’te tam da bununla karşılaşacağız. Duygularım ve Ben saat 21.00’de başlıyor, iki saat sürüyor. Yine ücretsiz, meditasyon da yine var!
Bir sonraki yazımda duygularla karşılaşmanın ne demek olduğunu biraz daha açacağım. Çünkü duygular, iki saatlik bir akşama sığmayacak kadar geniş bir konu 😊
Belki de yıllardır ertelediğiniz o cümle, bir duygunun adıdır. Mesele onu kuracağınız akşamın hangisi olduğu, bir de o odada yanınızda kimin durduğu…
Hadi bi cesaret!