F. Müjde Çetin

Müjde'nin Kaleminden

Dilimizden düşmeyen, hayatımızdan da düşmez!

F. Müjde Çetin · 2 Kasım 2026

Bir cümle var, habire kulağıma çalınıyor, sinir oluyorum!

Bazen bilinçli bazen de bilinçsizce sarf ettiğimiz, bir iç çekişin eşlik ettiği, omuzlarımızı bize danışmadan düşüren o sinsi cümle “Yapacak bir şey yok.”, gelin bakın bize neler yapıyor!

Geçen yazımda bu kalıba çok soğuk baktığımı söylemiş, bundan daha sonra bahsedeceğimi belirtmiştim (www.mujdecetin.com/kaleminden/ben-buna-nasil-ikna-oldum). Sözümü tutuyorum.

Önce küçük bir deney

Size bir limon tarif edeyim. Kesme tahtasının üzerinde duruyor, kabuğu parlak. Bıçağı tam ortasından geçiriyorsunuz, suyu inceden akıyor, o keskin ve taze koku mutfağa yayılıyor. Yarısını alıp ağzınıza götürüyorsunuz, dişlerinizin arasından dilinize usulca damlıyor…

Şimdi durun. Ağzınızda bir şey oldu, değil mi? Oysa ortada limon yok. Mutfak dahi yok! Yalnızca birkaç cümle var.

Beyin, anlatılanla yaşananı her zaman birbirinden ayırmaz. Beden de anlatılanı yaşanmış gibi karşılar.

Benim işim masada ne söylendiğine bakmak. Yıllar içinde şunu gördüm: ağzımızdan çıkan her cümle, aslında kendi beynimize verdiğimiz canlı bir komut. Bir limon tarifi tükürük bezini çalıştırabiliyorsa, günde yirmi kez tekrarladığımız bir cümle kim bilir neleri çalıştırıyor?

Günde yirmi kez

Diyelim sevgilinizden ayrıldınız. Ve işin doğası gereği çok “dolusunuz”, kimi görseniz anlatıyorsunuz. Ofiste yan masadaki arkadaşınıza anlatıyorsunuz, ablanıza anlatıyorsunuz, iş çıkışı kahve içerken kankanıza anlatıyorsunuz. Aslında niyetiniz onu hayatınızdan çıkarmak. Ama beyniniz sizin bu tutumunuzdan bambaşka bir şey okuyor: bu adam hâlâ gündemimde, çünkü günde yirmi kez onu konuşuyorum. Göksel’in o şarkısı var ya; adı zaten “Bi Seni Konuşurum”.

Bu konu üzerine yapılmış bir çalışma var. Amanda Rose’un 608 katılımcıyla yürüttüğü araştırma (Child Development, 2002), bir sorunu yakın çevreyle tekrar tekrar konuşmanın iki şeyi aynı anda yaptığını gösteriyor: arkadaşlığı yakınlaştırıyor, ama konuşandaki kaygı ve çökkünlük belirtilerini de artırıyor. Yani anlatmak ilişkiyi besliyor, anlatanı değil.

Gelelim o cümleye

“Yapacak bir şey yok” dediğimizde beynimize ne söylemiş oluyoruz? Bence şunu: sevgili beynim, bu konuyla uğraşma, ne yaparsan yap olmayacak. Ve beyin bu komutu ciddiye alıyor, çözüm aramayı bırakıyor.

Psikolojide bunun bir adı var: öğrenilmiş çaresizlik. Seligman ve Maier’in 1967’deki deneyinde, kaçma imkânı olmayan bir duruma maruz kalan denekler, sonradan kapı açıldığında bile çıkmayı denemiyor. Kapı açık, ama deneyen yok.

İşin güzel tarafı şurası: aynı iki araştırmacı elli yıl sonra kendi kuramlarını tersine çevirdi (Psychological Review, 2016). Yeni okumaya göre çaresizlik öğrenilen şey değil, varsayılan tepki. Öğrenilen şey kontrolün kendisi. Yani insan çaresizliği öğrenmiyor; elinde bir şey olduğunu öğrenmediğinde çaresiz kalıyor.

Çaresizlik öğrenilmiyormuş. Öğrenilmesi gereken şey, elimizde ne olduğuymuş.

Niye yapacak bir şey yok?

Bu noktada hep aynı soru geliyor aklıma. Niye yok? Öldük mü biz?

İnsan, yaratıcısının sıfatlarından pay taşıyan bir varlıksa, muktedir olduğu bir şey daima vardır. Şeyh Galib iki yüz yıl önce “Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen” demiş; kendine iyi bak, âlemin özüsün. Ondan üç asır önce Pico della Mirandola da benzer bir yerden bakmış: insanın sabit bir doğası yoktur, kendini biçimlendirme imkânı vardır.

Elbette her kapı açılmayabilir. Bazı meseleler gerçekten bizi aşıyor olabilir. Yine de “yapacak bir şey yok” cümlesi çoğu zaman o noktadan çok önce kuruluyor. Daha neler yapılabileceğine bakılmadan.

Son söz

Ağzımıza yapışan cümleleri bir kenara yazmak gibi bir alışkanlığım var. Sonra dönüp bakıyorum: bu cümle bize ne yapıyor?

İşte en sık yakaladıklarımız, yanlarına da beynimize ne söylediklerini yazdım.

Bunları yan yana koyunca gördüğümüz şu: bunlar bir durumu tarif etmiyor. Bir talimat veriyor. Hatta ufaktan da tanrıcılık. Pek de tembel cümleler 😊

Peki sizin de böyle cümleleriniz var mı?

Kaynaklar

  • Amanda Rose — “Co-Rumination in the Friendships of Girls and Boys”, Child Development, 2002; 608 katılımcı.
  • Martin Seligman ve Steven Maier — “Failure to Escape Traumatic Shock”, 1967; öğrenilmiş çaresizlik deneyi.
  • Steven Maier ve Martin Seligman — “Learned Helplessness at Fifty: Insights from Neuroscience”, Psychological Review, 2016; kuramın yeniden okunması. Bulgular hayvan çalışmalarına dayanıyor.
  • Sturt ve arkadaşları — NLP’nin sağlık sonuçlarına etkisine dair sistematik derleme, British Journal of General Practice, 2012.
  • Şeyh Galib — Hüsn ü Aşk, 1782.
  • Giovanni Pico della Mirandola — “İnsanın Onuru Üzerine Söylev”, 1486.

İlgili çalışma

Bireyler

Nasıl çalışıyor?

F. Müjde Çetin
Strateji Danışmanı · Düşünme Ortağı · Çözüm Sanatçısı

Bütün yazılar